Mehmet Fidan
Favorilere Ekle
• 6/4/2006 - Şeytanla Dans
Şeytanla Dans Mehmet Fidan
| ... / Yüreğimi uzattım.. İçine bak dedim.. Sevgim sana yetmez mi? / Yetmezdi.. Onlar danslarina devam ettiler.. / .... |
Şeytanlar dans ediyor yağmurun altında Ve ben seyrediyorum içim yana yana Oysa yağmuru tutabilsem .. Biraz yaklaşabilsem Size göre değil burası derdim .. Yazık etme kendini sen o kadar güzelsin ki .. Harcama kendini der alıp kaçırırdım onu Tutamadım .. Şeytana döndüm yüzümü .. Çık burdan burası bana ait Bırak beni benimle ve yağmurumla dedim Biraz ıslanayım üşütsün bedenimi içime işlesin tüylerim diken diken olsun .. Gözlerime kadar ıslansın bütün bedenim…
Şeytan şöyle bir baktı ve Ben burdayım sen elimden alabiliyorsan al dedi. Yüreğimi uzattım.. İçine bak dedim .. Sevgim sana yetmez mi Yetmezdi.. Onlar danslarına devam ettiler Anlamadılar beni Meydan okuyordu bana.. Tüm gücüyle Çabaladım …ama nafile Tek kişilik dansıma devam etmem gerekti belkide Yanlış yerde duran bendim.. Sonra döndüm kendi içime baktım .. Yaşanacak bütün duygular kayıp gitmedimi Kaçmaktan yorulmadın mı Bakışlarını bile sorgular oldun Nereye kadar siz dansınıza devam edin ben aranızdan geçip giderim diyebileceksin Diyemedim işte .. Önce şeytanı çektim bir kenara Bak dedim.. Ben faniyim bir gün toprak olup gideceğim .. Oysa sen hep burdasın .. Bırak tüm yağmurlar benim olsun .. Sen fani değilmiş gibi yaşayanlarla sürdür ölümsüzlüğünü Bu dans benim olsun Sen kavalyeni bana ver.. En azından vazgeçen o olsun benden Yağmur duydunmu beni.. Ne kadar yalvardım senin için .. Hadi ver elini Şeytanı şeytanlara Kendini benim kollarıma bırak..
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/4/2006 - insan yaşamak için öldürür sevdigi için ölür
Hoşça Kal"ım; "Elveda" Mdı Anlamadın... MEHMET FİDAN
| Belki alışkındı kulakların bu iki kelimenin dudaktaki dansına...Hoşça kal ; bir daha görüşmenin güvencesiydi. Bir önceki adımıydı bir sonraki buluşmanın...Hoşça kal denir ve hoşça kalınırdı senin aşklarında... Oysa bende Elveda demektir hoşça kal, bilemedin; kısacık zamanlara sığan tutkunun kılavuzluğundaki bu aşkta... |
“Hoşça kal”ım; “elveda” mdı anlamadın...
Belki alışkındı kulakların bu iki kelimenin dudaktaki dansına...Hoşça kal ; bir daha görüşmenin güvencesiydi. Bir önceki adımıydı bir sonraki buluşmanın...Hoşça kal denir ve hoşça kalınırdı senin aşklarında... Oysa bende Elveda demektir hoşça kal, bilemedin; kısacık zamanlara sığan tutkunun kılavuzluğundaki bu aşkta...
Duvarlarıma sana dair çok da fazla olmayan anılarımı çerçeveleyip astığım bir gece vermiştim kararımı. Her nedense çok eğri büğrü duruyordu resimler. Anılar mı yakışmadı resimlere, yoksa resimler mi yapışmadı çerçevelerin sabitliğine anlayamadım. Ama ters duran bir şeyler vardı bu tuhaf görüntüde.Sarhoş naralarını tıpkı birer otriş gibi dolamıştım kelimelerin boynuna. Sonra birdenbire hayretle, o gideceği yönü şaşırmış naraların sokaklardan değil yüreğimden geldiğini fark ettim. Yalpalaya yalpalaya yeni bir limana demir atmaya giden, adımlarını bir türlü aynı hizaya getiremeyen bu ayaklar, benim sevdamı arşınlıyorlardı...Yine yanlış yollara, yanlış ayakkabılarla dalmıştım düşüncesizce. Nasır tutan kalbimdi, parmaklarım sapasağlamdı görünüşte! Bakmamıştım mor sarmaşıklı yaprakların altındaki kocaman dikenlerini saklayan bataklıklara...Ah aylak ruhum; yine aldanmıştı gökyüzünün kızıl, fettan saçlarına...Oysa çeviriverseydi tutkudan körelen gözlerini birkaç bakış aşağıya, sevdasına arapsaçı gibi dolanan yalanları fark edebilecekti...Ah aşka hiç doymayan aç ruhum, kısacık mutlulukların lezzetli mezeler olduğu bu sofrada, kadeh kadeh şarapları hapsedip damağına yine de aç kalktın aşkın saflığına...
Hesaplaşma yüklü bir gecenin sabahıydı sana vedam. Oysa sen sadece hoşça kal dedim sanmıştın...Kanter içinde kaldı dudaklarım sana söyleyemediklerimi kendime haykırmaktan. Söylesem anlamazdın, biliyorum...Üstünde hiçbir etiket olmayan bir şişeye konmuş bir yardım mesajıydı kelimelerim...Ben ıssız bir adada; yanında almak isteyebileceği üç şeyi bile olmayan bir kazazedeydim. Çok tirajik biliyor musun? Üç şey alamazdım yanıma, almayı isteyebileceğim tek şey sendin... Ve sen bana aynı cümlenin içindeki iki kelime kadar yakın; ve aynı zamanda aynı cümlenin içinde asla bir araya gelemeyecek iki kelime kadar uzaktın...Çelişkilerin bileşkesi bir sevgili...Şarkılar saki olmuştu masama. Hep acı olan mezelerimi getirirken soframa, biri geldi biri gitti upuzun bir yalnızlık boyunca...Şarabımın tadı daha mı mayhoştu ne! O tanıdık tadı yapıştırabilmek için dudaklarıma, günün ağarması gerekti kadehlerin tanıdık lal kırmızısında...
Sana hoşça kal demek hiç kolay değildi...Çünkü benim için hoşça kal, elveda demekti... Benim sözlüğüm neden farklıdır bilemedim hiç...Yazmasın istedim vedalar ve vedalara yüklü anlamlar sayfalarda, boş yere aradım uzun soluklu aşkları yırtık sayfalarda...Nedendir bilmem hep ama hep ayak izleri oldu satırlarımda...Kah kuma gömülüp kaybolan ayakların izlerini aradım çöl ıssızlığı akşamlarda, kah demirden bir örs gibi vurdum adımlarımla vurgun sonlara...
Hatırla sevgili içinde koşar adım coşan sevişlerini...Sakin limanlara demir atmak isteyen gemimin çıpası havada kaldı... Uzun soluklu bir aşkı, bir kar tanesinin bir kartopuna ve ardından bir çığa dönüşmesi gibi yaşamak isterken, sağanak yağmurda ıslanıp, sırılsıklam kaldım yalnızlığımla...Çok yükseklere saklamıştım ben sevgimi, sen upuzun adımları yüklerken bacaklarına, dümdüz bir yol üzerinde koşup durdun boş yere...Başını kaldırıp bakmayı akıl edemedin göğün gülümseyen mavi gözlerine...Uzaklıkları hala ölçülerle sabitleyen bir düzene esirken sen, ben çok başka bir coğrafyada farklı bir iklimin estirdiği rüzgara dönüşmüştüm bile...İki kelimenin buluşamadığı cümleler, gökyüzüyle yeryüzü arasından çok daha uzak mesafelerin timsaliydi yüreğimde...Sen takılmışken bildik hikayelerin tanıdık işleyişine, ben bir masalın içinde sakince bekliyordum sessizlikle çoğalan çığlıklarımı gömüp göğsüme...
Sadece hoşça kal deyip gittim diye; yüreğin hala küskün biliyorum...Elveda çok büyük bir kelime. Sığmadı dudaklarımın sınırları içine. Sözlüğümden haberdar olacak kadar çok kalmadın sevgili , yüreğimde. Benim “hoşça kal” ım yazılmış yanlışlıkla elveda kelimesinin yerine...Kim bilir belki de bir hoşça kal en çok bu aşktaki kadar yakışır elveda hanesine...Bazen sözcükler biz farkına bile varmadan, kayıp gider dilimizden; bizim bile yerleştirmekte güçlük çekebileceğimiz en uygun yere...
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 9/2/2006 - Beden Dilini Kullanmak...
hayatında beden dilini etkili kullanabilmek için öncelikle şu noktalara dikkat etmek gerekiyor;
İş hayatı yaşamımızın önemli bir parçasıdır. Evlerimizden daha fazla zamanı iş yerlerimizde geçiriyoruz. Bu açıdan iş hayatında iletişimin iyi olması bizim duygusal ergonomimiz açısından önemlidir. İyi ilişkiler kuramadığımız ortamlarda kendimizi iyi hissetmeyiz. İş yerinde beden dili kullanımında ilişkiler mesafemize dikkat etmemizde yarar var. Bu şu anlama geliyor. Hepimizin görünmez sınırları vardır: Özel sınır, sosyal sınır, genel sınır gibi… İletişimde olduğumuz insanlara hangi mesafede yaklaşacağımıza dikkat etmemizde yarar var. Yani sınır ihlalleri hassas bir konudur. Buna bağlı olarak iletişimde olduğumuz kişilerle dokunarak konuşup konuşmama, gözlerine bakış süremiz de önemli sınırsal kurallardandır.
İş görüşmelerinde / toplantılarda karşı tarafa sinir, strese ve benzeri duyguları yansıtmamak için kişinin neler yapması ve ne tür davranışlar geliştirmesi konusunda şunlar önerilir.
Hepimiz iletişim sırasında karşı tarafta yarattığımız, yaratacağımız etkinin sorumluluğunu almak durumundayızdır. İnsanlar takdir edilmeyi, değerli olduğunu hissetmeyi ve varlığının tanınmasını isterler. Bunlardan birini hissetmeyince iletişim zarar görür. Görüşmeler, toplantılar sırasında karşımızdaki insanı dinlememek, bakışlarını konuşan insanın dışındaki şeylere yönlendirmek, başka şeylerle ilgilenmek karşımızdaki insanın kendini değersiz hissetmesine neden olacaktır. Dinlemek önemli bir unsurdur. Uzakdoğu’da dinleyen kimse konum olarak konuşan kişiden daha üstün tutulur. Karşımızdaki konuşurken onu anladığımıza dair mimik ve jestlerle karşılık vermek karşımızdakine, konuşmasına verdiğimiz değeri ortaya koyar. Dinlemek ve onu destekleyen anlıyorum davranışları karşımızdakinin kendini rahat hissetmesini sağlar. Dinleme konumunda vücudun kendini kapamaması (kolların bağlanmaması) karşımızdakinin konuyu özgürce açıklamasında önemli bir mesajdır. hayatında beden dilini etkili kullanabilmek için öncelikle şu noktalara dikkat etmek gerekiyor;
İş hayatı yaşamımızın önemli bir parçasıdır. Evlerimizden daha fazla zamanı iş yerlerimizde geçiriyoruz. Bu açıdan iş hayatında iletişimin iyi olması bizim duygusal ergonomimiz açısından önemlidir. İyi ilişkiler kuramadığımız ortamlarda kendimizi iyi hissetmeyiz. İş yerinde beden dili kullanımında ilişkiler mesafemize dikkat etmemizde yarar var. Bu şu anlama geliyor. Hepimizin görünmez sınırları vardır: Özel sınır, sosyal sınır, genel sınır gibi… İletişimde olduğumuz insanlara hangi mesafede yaklaşacağımıza dikkat etmemizde yarar var. Yani sınır ihlalleri hassas bir konudur. Buna bağlı olarak iletişimde olduğumuz kişilerle dokunarak konuşup konuşmama, gözlerine bakış süremiz de önemli sınırsal kurallardandır.
İş görüşmelerinde / toplantılarda karşı tarafa sinir, strese ve benzeri duyguları yansıtmamak için kişinin neler yapması ve ne tür davranışlar geliştirmesi konusunda şunlar önerilir.
Hepimiz iletişim sırasında karşı tarafta yarattığımız, yaratacağımız etkinin sorumluluğunu almak durumundayızdır. İnsanlar takdir edilmeyi, değerli olduğunu hissetmeyi ve varlığının tanınmasını isterler. Bunlardan birini hissetmeyince iletişim zarar görür. Görüşmeler, toplantılar sırasında karşımızdaki insanı dinlememek, bakışlarını konuşan insanın dışındaki şeylere yönlendirmek, başka şeylerle ilgilenmek karşımızdaki insanın kendini değersiz hissetmesine neden olacaktır. Dinlemek önemli bir unsurdur. Uzakdoğu’da dinleyen kimse konum olarak konuşan kişiden daha üstün tutulur. Karşımızdaki konuşurken onu anladığımıza dair mimik ve jestlerle karşılık vermek karşımızdakine, konuşmasına verdiğimiz değeri ortaya koyar. Dinlemek ve onu destekleyen anlıyorum davranışları karşımızdakinin kendini rahat hissetmesini sağlar. Dinleme konumunda vücudun kendini kapamaması (kolların bağlanmaması) karşımızdakinin konuyu özgürce açıklamasında önemli bir mesajdır.
Karşınızdaki kişinin bu tür duygularını anlayabilmek için jestlerindeki şu noktalara özellikle dikkat edilmesi gerekiyor.
Bir Uzakdoğu atasözünde denir ki; “İnsanlara değer verdiğinizi onları dinleyerek gösterin…” Dinleyen insan karşısındakine odaklanır. Bakışlarını başka yöne çevirmez. Gözlerini kaçırmaz. Gözleri ve kaşlarıyla ilgi mesajları verir. Kafasını sallar. Gülümseyerek ilgilendiğini, konuda olduğu mesajını verir. Gülümsemek iletişimdeki en kısa ve en net köprüdür.
Karşınızdaki kişinin bu tür duygularını anlayabilmek için jestlerindeki şu noktalara özellikle dikkat edilmesi gerekiyor.
Bir Uzakdoğu atasözünde denir ki; “İnsanlara değer verdiğinizi onları dinleyerek gösterin…” Dinleyen insan karşısındakine odaklanır. Bakışlarını başka yöne çevirmez. Gözlerini kaçırmaz. Gözleri ve kaşlarıyla ilgi mesajları verir. Kafasını sallar. Gülümseyerek ilgilendiğini, konuda olduğu mesajını verir. Gülümsemek iletişimdeki en kısa ve en net köprüdür.
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|